Ana Sayfa / İş Dünyası / Tuhaf Ikili: Meslek Seçimi ve Bunu Yaptığımız Yaş

Tuhaf Ikili: Meslek Seçimi ve Bunu Yaptığımız Yaş

İnsanın “doğru mesleği seçmek” gibi büyük bir kararı verdiği yaş size de ilginç gelmiyor mu? Ergenlik dönemi! Hayatın büyük ve renkli çelişkilerinden biri gibi bu olgu. Hem böyle olmamalıymış gibi, hem de başka yolu yok!

Takvimlere göre tam olarak geride bıraktığımız 2019 yazında, gündeminde üniversite ve meslek seçimi olan gençlerle yolum sıkça kesişti. Bu yaş grubuna özgü durumlar ve ailelerin gençlere destek olmak için neler yapabileceğine ilişkin görüşlerimi paylaşmak istedim.

Hemen şuna açıklık getirmek isterim: Herkesin farkında olduğu üzere, artık “meslek”ler hem çok çeşitli, hem de her geçen gün yenisi icat oluyor. Bizler meslekten daha çok “iş ailesi” kavramını kullanırız. İş ailesi, birbirine yakın uzmanlık alanlarıyla ilgili, benzer beceri ve bilgileri gerektiren, birbiriyle ilişkili veya yakın olan, benzer koşullara sahip iş pozisyonlarının içinde olduğu gruplara deniyor. Yani, bugün adı konmamış mesleklerin bile, bugünden hangi iş ailesinin içinde olduğu aslında bellidir. Bu yazıda geçen “meslek” kavramını iş ailesi olarak düşünebilirsiniz.

Meslek seçimi danışmanlığı yaptığım bu gençlerden bazısı henüz lise öğrenimine devam eden, ancak okulda seçeceği dala ve ileride hedefleyeceği mesleğe karar vermek isteyenler, bazısı üniversite sınavına girmiş ve puanı doğrultusunda seçim yapma aşamasındakilerdi. Haklı olarak hayatlarındaki önemli kavşaklardan birinde doğru kararı verdiklerinden emin olmak ihtiyacındaydılar. Ne de olsa lisede seçilen dal, üniversite sınav performansına ve puana; puan, başvurulacak okullara, okullardan seçilip kayıt olunan ise iş hayatına etki edecek… Böyle bakınca, belki de tüm hayatı şekillendirecek bir sürecin sıralı adımları olarak görünüyor.

Öte yandan; iş hayatı dediğimiz kavrama baktığımızda, seçilen dal ve okunan üniversitenin bu hayatın üzerindeki etkisini pek çok açıdan yorumlamak mümkün. Bu yazıyı okuyan, lise veya üniversite çağında çocuğu olan yetişkinlere, kendilerinin ve çevrelerinin iş hayatlarına bakmalarını öneririm. Bugün olduğunuz noktaya nasıl geldiniz? Ne kadarı okuduğunuz üniversitenin etkisinde, ne kadarı sizin seçimleriniz ve çabanızla ilgili? Çevrenizde sizden farklı örnekler de var mı?

Zaman hızla değişiyor, ilgi alanlarımızda kendimizi yetiştirmemiz giderek kolaylaşıyor. Çok kapsamlı bilgiler sunan iş arama sitesi Glass Door’un yakın zamanda yayınladığı bir makaleye göre, bazı dünya devi şirketler yeni çalışanlarında artık üniversite diploması şartı aramıyor bile. (Makale burada: Üniversite diploması aramayan şirketler) Elbette “Boş verin üniversiteyi, artık gerekli değil.” demeye çalışmıyorum. Sadece, konuya daha geniş bakmanın, algıları açmanın, yaratılabilecek fırsatların farkına varmanın ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmek amacım. A üniversitesinde B mesleği için eğitim almak çok avantajlı olabilir ancak iş hayatına başladıktan sonra bu edinim tamamıyla geride kalacaktır. Ya da, A üniversitesinde B üzerine eğitim alamamış bir kişinin iş hayatında başarılı olamayacağına dair hiçbir kesin kanıt yoktur. Ancak belki C işyerindeki D gibi bir pozisyonu hedefliyorsa kişi, o zaman A üniversitesinin B bölümünden mezun olmak, iş görüşmesine çağrılma ihtimalini yükseltecektir. Ancak bu durumda, belli yerlerdeki belli pozisyonları hedeflemenin çıkış noktasına da bakmakta fayda olacaktır. Hayat yolu, bir diplomanın ardına saklanıp avantaj sağlamayı bekleyemeyeceğimiz bir yer olduğu kadar, herhangi bir dezavantaja rağmen elindekilerle ne yapabileceğine bakıp, kendini geliştirenlerin fırsatlarla buluştuğu bir yer. Tüm bunları göz önünde bulundurarak, her aşamada elden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak esas yaklaşım olmalı. İstek ve niyet ana belirleyici. Bu gençlerle “neden”ler kısmına gereği kadar eğildikten sonra, istek tarafını canlandırıyor ve “nasıl”a birlikte geçiyoruz. Daha uzun vadeli ve kalıcı sonuçlar için ise hedef, kendi iç kaynaklarını kullanarak “nasıl”ları bulmaya devam etmelerini sağlamak. Çünkü bu, alışkanlık haline getirdiklerinde hayat boyu kullanabilecekleri ve her alana uygulayabilecekleri bir beceri.

Kafalar neden karışık?

Tecrübenin az olduğu yaşlarda doğal olarak, çevrenin etkisi yüksek. Çevreden kasıt, iki ana grup: benzer koşullardaki akranlar ile aile/akraba ve genel olarak büyükler. Gençler, hem kendi arkadaş çevrelerinin bakış açısından, hem de tecrübesi daha çok olan büyüklerinin görüş ve tavsiyelerinden etkileniyorlar. Karar vermeyi zorlaştıran bir diğer faktör, gelecekle ilgili olması, yani yüksek bilinmezlik içermesi. Aslında pek çoğunda belli bir alana yüksek ilgi olsa bile, konu gelecek ve “iş” olduğunda, hele maddi boyut devreye girdiğinde bu alanlara yönelmekte tereddüt oluşuyor. Diğer taraftan, ailelerin beklentisi de önemli rol oynuyor.

Nasıl karar vermeli?

İlk aşamada hangi alanlara istek ve ilginin yoğunlaştığını tespit etmekle başlanmalı. Bu bazen bariz, bazen üstü örtülü olabiliyor. Kiminle ne tür bir iletişim içinde olduğuna göre, gencin ilgi alanlarını belli etme durumu da değişken oluyor. İkinci aşama, bu alanlara yönelip yönelmeme kararını nelerin etkilediğine bakmak. Hem kişinin kendisine, hem çevresel faktörlere bağlı olarak herkes için farklı gerçekler olduğundan, ona göre adımlar gerekiyor. Ayakları yere basan, olası sonuçları sahiplenmiş, kendini emin hissedeceği bir karar almasını sağlamak, böyle bir karar arifesinde gence sağlanabilecek en büyük fayda. Aslında süreç sadece karar vermekle de bitmiyor, hedefine giden yolda neler yapması gerektiğini onunla beraber netleştirmek, yolda ona eşlik etmek tüm bir sürecin en etkili yönetimini sağlıyor ki bu da üçüncü aşama.

Aynı amaca giden farklı yollar

Tıpkı yetişkinler gibi, gençler de en çok “kararsızlık” durumunu çözmek için yola çıkıyor. Ancak birlikte çalışmaya başladığımızda, yaşanan farkındalık ve harekete geçme noktaları tamamen farklılaşıyor.

Bir danışanımın dediği gibi; mesele bazen sevdiği mesleği ve okulu seçmek değil. Çünkü bu aslında yeterli değil. Kararını verdikten hemen sonra, bugüne dek yaptıklarına ilişkin yeni bir farkındalık yaşayarak, bundan sonra başarılı olmak için nasıl bir yol izlemesi gerektiğini anlıyor.

Bir başkası, geçmişte yaşadıklarına bakarak, üniversite için gideceği şehirde zorlanabileceği durumları düşünüyor, bu da yapacağı tercihte kararsızlık yaşatabiliyor. Bu endişenin üstesinden geldiği anda ise karar vermesi son derece kolaylaşıyor.

Bazen, davranışlarının olası sonuçları üzerine pek düşünmeyen ve buna ihtiyaç hissetmeyen bir genç, bu açılardan bakmaya başladığında, kararlarını daha bilinçle vermeye başlıyor ve bu da tesadüflerle savrulmaktan çıkıp, kendi direksiyonuna geçme etkisi yaratabiliyor.

Bir başka örnekte ise, iki eş seçeneğin ikisini birden cazip bulduğu için karar verme zorluğu yaşayan danışan, bir noktada esas önemli olanın kendini besleyebileceği ortamı yaratmak olduğunu keşfediyor. Bu keşif, üzerindeki doğru seçim yapma baskısını kaldırdığı anda ise, esas gönlünden geçeni rahatlıkla fark edip tereddütsüz ona yöneliyor.

Hepsi gerçek olan bu örneklerde çıkış noktası ortak: kararsızlık. Ancak bunu zorlaştıran faktörler hepsinde bambaşka ve alınacak aksiyonlar da buna göre. Zorlanmanın yaşandığı yer bulunduğunda (bazen, geçmişteki bir olayın etkileri, bazen kendi yeteneklerine olan güvensizlik, bazen yapılmak istenmeyen başka bir şeyden kaçış, bazen başarıya ulaşmak için neye ihtiyaç duyduğunu keşfetmemiş olma, vb.) kişi ne yapması gerektiğini, nasıl yapması gerektiğini bütün netliğiyle görüyor.

Karar verirken referans noktasına ihtiyaç duyarız. En içimize sinen kararlar, iç sesimiz ve mantığımızın çelişmediği kararlardır. İç sesi duyamadığımız, üzeri çok fazla örtülü olduğu durumlarda referans noktasını dışarıda aramaya başlıyoruz. Bu da çoğunlukla bize uymayan, bir süre sonra pişmanlık hissedebileceğimiz, “Nasıl geldim buraya?” diyebileceğimiz savrulmalara yol açabiliyor. Bu gibi durumlarda, öncelikle atlanan ve es geçilen yeri tespit etmek, sonra da oraya objektif bir ilgiyle bakmak çözümü getiriyor. Baktıkça görülen şeyler, zihni berraklaştırıp, kendi kararlarını daha kolaylıkla almayı sağlıyor.

Veliler ne yapabilir?

Çocuğunuzu çok iyi gözlemliyorsunuzdur ancak unutmayın ki, sizin yanınızda gösterdiği davranışlar onun kişiliğinin tam yansıması olmayacaktır. (Kendi anne-babanızın çok iyi tanımadığı yönlerinizi düşünün bir.) Çünkü hem hayat koşulları size bağlı, hem o da sizi tanıyor. Kendi yargıları ve varsayımları var. Sizinle kurduğu ilişki, eşit şartlarda olduğu biriyle veya yetki/tecrübe olarak üstte olan (öğretmen, yönetici gibi) başka biriyle olandan her zaman farklı olacaktır. Okul veya iş gibi dış ortamlardaki bazı davranışları ve becerileri, size pek görünmeyen yanları olabilir. Bu nedenle daha objektif değerlendirmeyi dışarıdan bir uzman yapabilir. İkincisi; yine aynı nedenle, özgür iradesi ve isteklerini de tarafsız ve güvendiği birine yansıtması çok daha kolay ve olasıdır.

Anne- baba olarak tavsiye verirken direkt “bence şunu yapmalısın” dememenizi tavsiye ederim. Bir öneriniz / tavsiyeniz varsa bunu gerekçeye dayandırıp, o alanı seçerse ne gibi bir etkisi olacağını somutlaştırarak söylemek çok daha etkilidir. Ayrıca mutlaka fikrini sorun, samimi dikkatle dinleyin. Açık uçlu sorularla hem isteğini, hem endişelerini dinleyin. Bunları sizinle yüzde yüz açıklıkla paylaşmamasından ise rahatsız olmayın.

Önemli olan menzil mi, yol mu?

Tüm bu tecrübeler ve hayatımın bu bölümündeki yolculuk bana, güçlü yönleri ve ilgi alanlarını birleştiren bir işin insanı ne kadar tatmin edebileceğini gösteriyor. Bunları erken yaşta keşfetmek muhtemelen daha hızla yol almayı ve iş tatmini ile birlikte genel yaşam memnuniyetini daha uzun süre deneyimlemeyi sağlardı. Erken olmayan bir zamanda bunlara ulaşmanın etkisi ne oldu? Yol üstünde öğrenilenler, keşifler, zorlanarak üstesinden gelinen her durumda artan kas gücü gibi pek çok şey…

Hedef seçmek ve ona doğru ilerlemek doğal bir ihtiyaç. Sadece, yolculuğun nasıl geçtiğine, hedefe varmak kadar dikkat edelim derim. Ulaşılan hedefler değil, yolun kendisidir bizi daha çok biz yapan.

Light Bulb Ideas Creative Diagram Concept

Hakkında Ece Agabeyoglu

1998’den beri iş hayatında olan gelişim ve dönüşüm aşığı Ankaralı. İş hayatının ilk 12 yılı satış ve finansal risk analizi yaptıktan sonra, 2010'dan itibaren odağına insanları ve sistemleri aldı. Commercial Union Hayat Sigorta (Avivasa) – finansal danışmanlık, İş Bankası - kurumsal kredi uzmanlığı, HSBC İnsan Kaynakları - Eğitim ve Geliştirme Müdür Yardımcısı/Eğitmenlik, yetkinlik eğitim yöneticiliği, Genç Yetenek programı değerlendirme merkezi danışmanlığı yapmış, kurum içi koçluk, yeni şube yapılanmasında proje koordinatörlüğü ve Değerler Bazlı Liderlik projesinin Avrupa Bölgesinde başlatılmasını üstlenmiştir. 2010’dan beri kurumlara eğitimler vermekte, 2018’den beri de gençlere meslek seçimi, yetişkinlere iş ve kariyer yolu gelişimi alanında koçluk ve danışmanlık yapmaktadır. Genç Hayat Vakfı ve Özel Sektör Gönüllüleri Derneği’nin meslek lisesi projelerinde eğitmen ve danışman, Darüşşafaka ve Esas Sosyal Vakfı’nın programlarında mentor olarak yer almıştır. IODA Türkiye Uluslararası Organizasyonel Gelişim Derneği kurucu üyesidir. T.E.D. Ankara Koleji, Hacettepe Üniv. İstatistik Bölümü lisans ve İstanbul Bilgi Üniv. Örgütsel/Endüstriyel Psikoloji y.lisans mezunu, Alliant International University I/O Psychology danışmanlık sertifikası sahibidir. Mesleki Yeterlilik Belgeli İş ve Meslek Danışmanı ve ICF akredite ACTP sertifikalı profesyonel koçtur. Koşu, yardımseverlik ve gönüllülük, sivil toplum ilgi alanlarıdır.

İlginizi Çekebilir

İş Tatmini ve Biz

İş tatmininin ne kadar önemli olduğunu, çalışma hayatı tecrübesi olanlar olarak çoğumuz biliriz. İşimizden hoşnut …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir