Ana Sayfa / İş Dünyası / Türk Bankacılık Sistemi Üzerine Yorumlar

Türk Bankacılık Sistemi Üzerine Yorumlar

Türkiye’de bankacılık yapmak her devirde zor olmuştur. Dışardan bakıldığında çok karlı bir iş gözükse de işin içine girdiğiniz de durumun hiç de öyle olmadığını görürsünüz. Bankacılık kaba tabiriyle paradan para kazanma sanatıdır. Yani banka ortada durur, vatandaştan para toplar sonra bu parayı kredi olarak ticari firmalara ya da kişilere verir. Bu işlemden de faiz ve komisyon kazanır. Aradaki fark yani marj yüksek olursa çok para kazanır, az olursa az para kazanır, kredi verdiği kişi yada firma batarsa zarar eder. Bütün hikaye bu merkezde devam eder.

Paradan para kazanmak kulağa hoş gelse de her zaman yukarıda belirtildiği şekilde bir yol izlemez. Yani sistemde tıkanıklıklar olur. Mevduat faizi ve kredi faizi optimum bir noktada buluşmazsa süreç akamete uğrar. Mevduat faizleri çok yükselirse bankalara yüksek miktarlarda paralar akabilir. Ancak mevduat faizi yükseldiğinde kredi faizi de yükselecektir. Kredi faizi yükseldiğinde kredi almak pahalılaşacaktır. Pahalılaşan kredinin talebi olamayacaktır. Yani kredi hacmi düşük kalacaktır. Bu dengesizlik sonucunda bankalarda bol miktarda mevduat olacak ama bu mevduat kredi olarak kullanılamayacaktır.

Bizim gibi ülkelerde enflasyon olduğu için ekonomi belli bir dengede tutunamaz. Ekonomik sistemin bir tarafı eksik olduğu için bu eksiklik kendi halinde kalmaz hemen komşusu konumundaki diğer unsurları etkiler ve kronik bir sorunlar zinciri ortaya çıkar. Yukarıda belirtildiği gibi mevduat faizinin artışı kredi faizinin artışına yol açmaktadır. Daha önce düşük maliyetle aldığı kredinin maliyetinin arttığını gören ticari işletme, maliyette artış gördüğünde bunu otomatikman ürettiği ürüne yansıtacaktır. Bu da bugün satılan ürünün düne göre daha pahalı olmasına neden olacaktır. Yani enflasyon meydana gelecektir.

Ekonomide her şey birbirine bağlıdır. Ekonomiyi oluşturan unsurlardan birinin diğer unsurların sağlıksızlığında sağlıklı olma ihtimali yoktur. Enflasyon olduğu zaman bunun ücretlere yansımama olanağı yoktur. Çünkü hayat pahalılaşacağında çalışanlar doğal olarak ücretlerinde artış isteyeceklerdir. Eğer bir ülkede enflasyon olmazsa ne faizlerin yükselme durumu olur, ne ürünlerin fiyatı artar ne de çalışanlar ücretlerinin artışını talep eder.

Bankalar genelde yüksek enflasyon olduğu dönemlerde daha az kredi kullandırmak isterler. Çünkü enflasyon olan bir ülkede ekonomik sorun var demektir. Ekonomik sorun olan ülkede kişiler ve firmalar zor şartlarda çalışırlar yani ekonomik zorlukları vardır. Ekonomik güçlükler çekebilirler. Doğal olarak bankalar da zor durumda olan bir alana kredi vermek istemezler. Çünkü verdikleri krediyi geri tahsil edememe ihtimali güçlüdür böyle zamanlarda. Böyle durumlarda bankalar kişilere ve firmalara kredi vermek yerine devlete borç verirler topladıkları mevduatı. Çünkü devlette risk yoktur. Devlete verilen borç her zaman geri alınır. Böyle zamanlarda devletin de borca almaya ihtiyacı olduğu için alan razı satan razı bir durum söz konusu olur.

Türkiye yıllardır süregelen klasik bankacılık serüveni 2008 yılında kırılma yaşayarak değişik bir boyuta evrildi. Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası FED, ülkenin düştüğü durgunluktan kurtulmak için para basma kararı aldı. Her ay milyarlarca dolar basarak bankalara verdi. Burada FED’in amacı piyasayı canladırmak, talep yaratmak ve dolayısıyla ekonomiyi büyütmek. Basılan bu paraları alan ABD bankaları, bu ucuz parayı bizim gibi gelişmekte olan ülkelere ucuz bir şekilde borç verdiler. Yani bir bakıma dünya ağzına kadar dolar doldu.

Ekonomide bir kural vardır. Çok olan şey genelde ucuz olur. FED tarafında dünyaya dolar pompalandığı için doğal olarak doların dünyadaki fiyatı düştü. Ülkemizdeki bankalar bu ucuz doları alıp, ülkede TL’ye çevirip piyasaya kredi olarak verdiler. Bu dönemde enflasyon da önceki yıllara oranla düşük seviyelere indi. Bol para ülkedeki kredi faizlerini tarihte görülmemiş bir şekilde düşük oranlara getirdi. Dolar ucuzlamaya devam ettiği için bozdurduğu doları kredi veren banka, krediyi geri tahsil ettikten sonra bozdurduğu dolardan daha fazla bir dolar eline geçiyordu. Çünkü doların fiyat düşmeye devam ediyordu. Örnek verecek olursak 3 TL den doları bozuyor, kredi veriyor, geri tahsil ettiğinde krediyi, dolar 2 TL seviyelerine gelmiş oluyordu. Yani burada bankalar hem kredi faizinden kazanıyorlardı hem de dolar düştüğü için süreç sonunda ellerine daha fazla dolar geçmiş oluyordu.

Bu dönemde bankaların yüksek miktarda karlar elde ettiği dikkati çekmiştir. Ancak böyle süreçler gelip geçici süreçlerdir. Belli bir devrede yapılır ve bir süre sonra bitirilir. Şöyle ki; FED 2015 Mayıs ayında para basma olayını sonlandıracağını ve piyasaya dağıttığı ucuz paraları geri alacağını duyurdu. Bu durum dolar fiyatının hızlı artmasına neden oldu. Bu süreçte Türkiye’de kredi vermek amacıyla vaktiyle alınan dolar borçların da bankaya etkisi yıkıcı olmuştur. Çünkü banka doları ucuz aldığını düşünüyordu. Süreç kesildi ve geri ödemek zorunda kaldığı dolar birden pahalılaşmıştı. Artık daha fazla TL ödeyerek dolar almak zorunda kaldı. Bunu sonucunda banka karları eridi ve düşük kar dönemine girilmiş oldu.

Sonuç itibarıyla, Türkiye gibi ülkelerde ekonomi bir türlü rayına oturamadığı için ekonominin unsurları da sağlıklı bir süreç yaşayamazlar. Bankacılık yapanlar önünü göremediği için, sağlıklı projeksiyonlar yapamadığı için uzun vadeli planlar yapamazlar. Genelde o dönemin konjoktürüne göre hareket ederler. Bankacılığımızın yapısına bakınca bu durum kendini hemen göstermektedir. Bir yıldan fazla olması geren mevduat süreleri 1 aylık vadelerdedir. Çünkü vatandaş ileriyi göremediği için parasını uzun vadede yatırmak istemez. Bankalar da buna paralel uzun vadeli kredi vermezler çünkü kısa vadeli alınan bir ürünün uzun vadeli verilmesi bir ürüne yatırılması ekonomik mantıkla bağdaşmayacaktır. Bu sarmal değişmez bir kaderde devam edecektir.

accountant-accounting-adviser-advisor-159804

Hakkında Barış Ardak

İstanbul Üniversitesi Siyasal mezunu. Galatasaray taraftarı. Gitar ve piyano çalar, şiir yazar, kitap tutkunu ve Yusuf'un babası.

İlginizi Çekebilir

Acil İhtiyaç: Kurumlar ve Bireyler İçin Dirençlilik

Belirsizlik ve değişimle baş etmek insan için her zaman zorlayıcı olmuştur. Ancak görüldüğü kadarıyla içinde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir